SELAHATTİN PINAR - AFİFE JALE TRAJEDİSİ

Aşağa gitmek

SELAHATTİN PINAR - AFİFE JALE TRAJEDİSİ

Mesaj  Admin Bir Çarş. Şub. 28, 2018 10:33 pm

SELAHATTİN PINAR - AFİFE JALE TRAJEDİSİ


1902 doğumlu Selahattin PINAR,Ticaret Mektebi'ni bırakıp müziğe başladı.
Babası eski Denizli Milletvekili Sadık Bey, onun hukukçu olmasını istiyordu.
Bir gün Denizli'den gelen eşraf için kurulmuş bir sofrada Sadık Bey'e oğlunu sordular; Selahattin de sofradaydı.
Sadık Bey, o yokmuş gibi 'Selahattin çalgıcı oldu' dedi.
Selahattin ayağa fırladı ve:
'Babacığım, rica ederim! Ben çalgıcı değil, sanatkârım' diye itiraz etti. Sadık Bey, pek sevimsiz bir sözle yanıtladı bu çıkışı.
Bunun üzerine Selahattin Pınar, ceketini alıp sofrayı terk
etti.
Kapıdan çıkarken döndü ve babasına şöyle dedi: 'Bir gün gelecek, benim adımla anılacaksınız.'
Sadık Bey, yanı başında duran gaz lambasını oğluna fırlattı. Çıkan yangını güç bela söndürdüler.
Selahattin kapıyı çarpıp çıkmıştı bile. Asla baba evine geri dönmeyecekti.
1902 doğumlu Afife JALE , İstanbul Kız Sanayii Nefise Mektebi'nde
okuyordu. Ama onun aklı tiyatrodaydı. Oysa o yıllarda, Müslüman kadınların sahneye çıkması yasaktı. Buna rağmen on altı yaşında talebe olarak Darulbedai'ye başvurdu ve kabul edildi.
Babası Hidayet Bey, kızını bu sevdadan vazgeçirmek için çok uğraştı. Başaramayınca sertleşti. Ona 'Fahişe' diye bağırdı. 'Benim Afife diye bir kızım yok!'
Zaten Afife artık sahnede, 'Jale' adını kullanıyordu.
Sanatı için baba evini terk etmişti...
Selahattin Pınar'ın o hicaz bestesindeki gibi:
'Bir bahar akşamı' rastlaştılar Kuşdili Çayırı'nda...
Hafız Burhan konserinde.. . Selahattin Pınar , üstadın
arkasında tambur çalıyordu. Nicedir saz salonlarının en sevilen besteci ve icracılarındandı.
Afife Jale ise Darulbedai'de sahneye çıkıp 'Tiyatrodaki ilk Müslüman kadın oyuncu' olarak tarihe geçmiş, ancak tiyatro zaptiye tarafından basılınca kapı önüne konulmuştu.
İşsiz, sahnesiz ve kimsesizdi. Acısını, yatıştırıcı haplarla dindirmeye çalışıyordu.
Evlenmeye karar verdiklerinde ikisi de yirmi beş yaşındaydı.
Evlenince o güne dek ıskaladıkları birçok şeyi birlikte yapmaya çalıştılar. Evde saklambaç oynadılar. Bahçede enginar yetiştirip yarıştılar. 'Bir çocuk resmi' naifliğinde şiirler yazdılar. Selahattin çaldı; Afife dinledi. Ancak güzel günler uzun sürmedi. Afife, tiyatrosuz yaşayamıyordu ve tiyatronun boşluğunu uyuşturucularla dolduruyordu. Suriyeli bir eczacı onu morfine alıştırmıştı. Selahattin Pınar, bir gün eşinin öğle uykusu için çekildiği odanın anahtar deliğinden içeri baktığında, damarına morfin şırınga ettiğini gördü ve çöktü. Morfin için eczacıyla ilişkiye girmişti Afife.
Ama Pınar, eşine öfkeden çok, merhamet duyuyordu. Onu
hayata döndürebilmek için çırpınmaya başladı. Sürekli melankolik besteler yapar olmuştu.
'Nereden sevdim o zalim kadını',
'Yalnız benim ol, el yüzüne bakma sakın sen',
'Ne demiştin niçin caydın sözünden?'... bunlardan yalnızca birkaçıydı.
Çırpındılar, bu gidişi geri çevirebilmek için... Olmadı!
Selahattin Pınar, kendisi de morfin tuzağına düşer gibi
oldu. Bunun üzerine Afife, 'Terk et beni' diye yalvardı ona.
'Yoksa sen de mahvolacaksın, bırak beni gideyim' dedi.
Pınar, altı ay sonra Afife Jale'yi terk etti. Şimdi ikisi için
de en kötü yıllar başlıyordu. Afife, kimsesiz ve beş parasız, tenha
parklarda yatıp kalkar, aşevlerinde karnını doyururken, ayrıldığı eşinin kendisinin ardından yazdığı şarkıları taş plaktan dinleyip ağlardı.
Ayrılık acısını yeni bir evlilikte dindirmeyi deneyen Selahattin Pınar ise, hiç birlikte yatmadığı bu ikinci eşinden kısa sürede ayrıldı.
Afife Jale , kimsesizliğin, terk edilmişliğin, yoksulluğun son durağı olan Balıklı Rum Hastanesi'nde bir deri bir kemik veda etti hayata. Ölümü gazetelere haber bile olmadı. Cenazesine dört kişi katıldı.
Mezar yeri de mektupları ve fotoğraflarıyla birlikte kaybolup gitti. Unutuldu.
Selahattin Pınar, Afife'nin ölümünün ardından paraladı kendini...
'Ayrılık yarı ölmekmiş',
'Kalbim yine üzgün, seni andım da derinden',
'Bakışı çağırır beni uzaktan' ... gibi nice, acı dolu besteye imza attı. Son katıldığı radyo programında 'Hatıralar' şarkısını seslendirdi:
'Beni de alın koynunuza hatıralar / Sarılıp kalayım boynunuza hatıralar...'
Bir süre sonra müdavimi olduğu Todori Meyhanesine gitti,
doktorların yasak ettiği ne varsa hepsini ısmarlayıp sofrayı donattı. Rakısını yudumlarken, son nefesini verdi. 'Her yıl ölüm yıldönümümde mezarıma bir büyük rakı dökün' diye vasiyet etti. Elli sekiz yıllık ömrünün son yolculuğuna mezarlıkta kendi bestesi çalınarak uğurlandı:
'Söndü yâdımda akisler gibi aşkın seheri...'

Admin
Admin

Mesaj Sayısı : 5200
Kayıt tarihi : 27/01/08

Kullanıcı profilini gör http://zeka.turkforumpro.com

Sayfa başına dön Aşağa gitmek

Sayfa başına dön


 
Bu forumun müsaadesi var:
Bu forumdaki mesajlara cevap veremezsiniz