ilginç haberler

Aşağa gitmek

ilginç haberler

Mesaj  Admin Bir Cuma Nis. 18, 2008 2:30 pm

.. Merkür'ün Volkanik Geçmişi ..
Geçtiğimiz 14 Ocak günü Merkür'ün yakınından geçen Messenger uzay aracı, daha önce yalnızca yüzde 45'i fotoğraflanan Merkür yüzeyinin yüzde 30'luk ek bir kısmını daha fotoğraflamayı başardı. NASA Messenger'ın çektiği fotoğrafları ve bunlarla ilgili ilk bulguları yayınladı. Bunlar arasında özellikle gezegenin geçmişteki volkanik etkinliğine işaret eden bulgular dikkat çekiyor. Daha önceki uçuşlar, Merkür'ün volkanik geçmişi hakkında istenilen ölçüde kuvvetli sonuçlar sunmamıştı. Messenger görevinin bilimsel yöneticisi Sean Solomon, kendisinin ve ekibinin, artık Merkür'ün geçmişte yoğun bir volkanik etkinliğe sahne olduğundan kuşku duymadığını belirtiyor.





.. Çin'de Bulunan Kafatası Fosili ..
Çinli arkeologlar, 80 bin ile 100 bin yıl öncesine tarihlenen bir kafatası fosili bulduklarını duyurdular. Bulunduğu kentin adından hareketle Xuchang Adamı olarak anılan fosil, 1929'da bulunan Pekin Adamı'ndan bu yana Çin'de bulunan en önemli fosil. Fosilleşmiş bir zar da içeren ve 16 parçadan oluşan hemen hemen eksiksiz kafatası fosili, Çin'de yerleşik insanların Afrika'daki kökenleriyle olan ilişkisine ışık tutabilir. Paleoantropologların çoğunluğu, modern Homo sapiens?in esas olarak 60 bin yıl önce Afrika'dan yayıldığına inanıyor. Bazı paleoantropologlarsa yerel sürekliliğin de önemli olduğunu, modern insanın Afrika'dan çıkan erken Homo sapiens bireylerinin diğer homo türleri ile (örneğin Neandertaller ya da Pekin Adamı) gen alışverişinde bulunmasıyla geliştiğini düşünüyor. Çin'de bulunan son fosil, özellikle DNA analizi yapmaya uygun organik kalıntı barındırıyorsa insan evriminin önemli sorularına yanıt bulmamızı sağlayabilir.

Türkiye Zeka Vakfı, 30 Ocak 2008 · 17:58



.. Kuş Gribi Neden Daha Hızlı Yayılmıyor? ..
Kuş giribi, kuşlar arsasında kolayca yayılmasına, kuşlardan insana geçebilmesine karşın insandan insana geçemiyor. Bu sayede kuş gribinin insanlar üzerindeki öldürücü etkisi şimdiye kadar yalnızca kuşlarla yakın temas halinde bulunan insanlarla sınırlı kaldı. Uzmanlar, hastalığın ilk ortaya çıkışından bu yana, hastalığa neden olan H5N1 virüsünün geçireceği bir mutasyonla insandan insana kolayca geçebilme yetisi kazanmasından korkuyor. Solunum sistemini etkileyen H5N1 virüsü, etkisini şeker zincirlerini bağlayarak gösteriyor. Bu şeker zincirlerinin bağlantı biçimleri kuşlarda ve insanlarda birbirlerinden farklı. Şu ana kadar, kuş gribi virüsünün insandan insana geçebilmesi için, mutasyonla insandaki şeker zinciri bağlantılarına uyum sağlamasının yeterli olduğu düşünülüyordu. Massachusetts Teknoloji Enstitüsü'nde yapılan bir araştırma, bunun için yalnızca şeker zincirlerinin bağlantı biçimlerinin değil, esnek şeker zincirlerinin aldığı şekillerin de önemli olduğunu göserdi. Şeker zincirleri kuşlarda koni, insanlarda ise kabaca şemsiye biçimini alıyor. Bu şekil farklılığı, H5N1'in insandan insana geçmesine olanak sağlayacak mutasyonu çok daha zorlaştırıyor.



.. NASA Uzun Yıllardan Sonra Merkür'de ..
NASA'nın 2004 yılında fırlattığı Messenger uzay aracı, Güneş sisteminin en küçük ve Güneş'e en yakın gezegeni Merkür'e doğru yaptığı yolculuğun ilk kısmını tamamlamak üzere. Her şey planlandığı gibi giderse, Messenger bugün Merkür yüzeyinin 200 kilometre kadar üstünden geçecek. Bir önceki yakın geçiş yine NASA'nın Mariner 10 uzay aracı tarafından 1975'de gerçekleştirilmişti. Messenger iki yakın geçiş daha yaptıktan sonra 2011'de Merkür'ün yörüngesine oturacak. Bugün gerçekleşecek ilk geçişin fotoğraflarının birkaç hafta içinde yayınlanması bekleniyor. Messenger uzay aracı, Merkür'ün yüzeyinin daha önceki geçişlerde görünmeyen yüzde 55'lik kısmını açığa çıkaracak; başta Merkür'ün yüzeyinin altında eriyik bir tabaka olup olmadığı sorusu olmak üzere Güneş Sistemi'nin evrimi açısından önemli pek çok soruya yanıt vermemizi kolaylaştıracak.









.. Kral Kelebekleri ve Yön Bulma ..
Kral kelebekleri Kanada'dan kışın kovanlarını kurdukları Meksika'nın kuzeyindeki dağlara giden yolu nasıl buluyorlar? Bir topluiğne başından büyük olmayan beyinleri bu iş için ilk bakışta çok yetersiz görünse de, sahip oldukları kendilerine özgü biyolojik saat kral kelebeklerine yön bulma yetisi de kazandırıyor. Biyolojik saatlerinin genetik incelenmesi, kral kelebeklerinde ışığa duyarlı kriptokromatik proteinlerin varlığına işaret ediyor. Yedi kişilik araştırma ekibinin yöneticisi nörobiyolog Steven Reppert'a göre bu proteinler, kral kelebeklerin güneşin yerini saptamasına ve onu bir pusula gibi kullanıp yönlerini bulabilmesine olanak sağlıyor. Söz konusu proteinler böceklerle birlikte memelilerde de bulunduğu için, mekanizmanın tam olarak anlaşılması insanın biyolojik saatinin daha iyi anlaşılmasına ve uyku bozukluğundan depresyona pek çok sorunun giderilmesine katkıda bulunabilir.




.. Biyoyakıtlar Daha Temiz Ama... ..
Hızlı büyüyen otlardan faydalanarak üretilen biyoyakıtlar giderek yaygınlaşırken, doğal olarak araştırmacıların konuya ilgisi de derinleşiyor. ABD'li araştırmacıların gereçekleştirdikleri büyük ölçekli bir çalışma, bir hektarlık bir alandan ortalama olarak yaklaşık 800 galon biyoetanol üretilebildiğini gösterdi. Bu miktar, girdi olarak kullanılan enerjiden yüde 540 daha fazla. Proceedings of the National Academy of Sciences'da yayınlanan söz konusu çalışma, biyoyakıtların petrol ürünlerine göre yüzde 94'e varan oranda daha az karbon dioksit salınımında yol açtığını da gösterir nitelikte. Buna karşın Birleşmiş Milletler dahil pek çok organizasyon biyoyakıtların yarardan çok zarar getireceği konusundaki endişelerini koruyor. Ekilebilir toprakların önemli bölümünün gıda yerine biyoetanol üretmeye başlamasının yaratabileceği sorunlar bu olası zararlar arasında başta geliyor.





.. Çin'in Üçüncü İnsanlı Uzay Uçuşu 2008'de ..
Çin 2008 yılı içerisinde tarihinin üçüncü uzay uçuşunu gerçekleştirmeyi planlıyor. Çin'in bugün açıklanan ve 15 roketle 17 uydunun uzaya fırlatılmasını öngeren 2008 uzay uçuş hedeflerinde üç taykonotun katılacağı Shenzhou 7 uçusu bu yılın en önemli önceliği olarak niteleniyor. Shenzhou 7 uçuşu sırasında Çin'in ilk uzay yürüyüşü de yapılacak. Çin 2003'de ilk insanlı uzay uçuşunu gerçekleştirerek ABD ve Sovyetler Birliği-Rusya'dan sonra uzaya insan gönderen üçüncü ülke olmuştu. 2005'de ikinci bir uzay uçuşu gerçekleştiren Çin, geçen yıl da Ay?ın yörüngesine ilk kez bir uydu göndermişti. Bu yılın 8 ağustosunda başlayacak Olimpiyatlarla birlikte iddialı uzay programı, Çinliler tarafından ülkelerinin yeniden bir dünya gücüne dönüşümünün sembolü olarak görülüyor.








.. Tek Bir Beyin Hücresinin Gücü ..
Bilinen doğadaki en karmaşık yapı olan insan beyninin nasıl çalıştığı halen tam olarak çözülememiş bir soru. Bilimciler, yaklaşık yüz milyar nöron içeren insan beyninde, duyguların ve düşüncelerin ancak bu hücrelerin belirli ağlar oluşturacak biçimde bir arada çalışmasıyla ortaya çıkabileceğini düşünüyorlar. Sinekler gibi daha basit beyinlere sahip canlılarda tek bir nöronun önemli işlevleri olduğu biliniyor olsa da, memeliler için bunun örnekleri bilinmiyordu. Nature'da yayınlanan yeni bir çalışma, denek farelerde dokunma duyusunun tek bir hücrenin işlem gücü ile üretilebildiğini gösterdi. Bilimciler memeli beyinlerinin işlem güçlerinin temelini nöron ağlarının oluşturduğunu düşünmeyi sürdürseler de, yeni araştırma tek bir nöronun eskiden düşünülenden daha önemli olabileceğini görüşünü destekliyor.

Admin
Admin

Mesaj Sayısı : 5192
Kayıt tarihi : 27/01/08

Kullanıcı profilini gör http://zeka.turkforumpro.com

Sayfa başına dön Aşağa gitmek

ilginç olaylar

Mesaj  Admin Bir Cuma Nis. 18, 2008 2:31 pm

.. Arılar Neden Azalıyor? ..
Son yıllarda arıların sayının belirgin biçimde azaldığına dair haberler artıryor. Yeni bir çalışma arılarda ve çiçek tozlaşmasıyla ilişkili diğer böceklerde görülen bu geri çekilişin nedenlerini açıklıyor. Koku molekülleri, kirlenmemiş bir çevrede olduğundan daha kısa mesafelere uzanabiliyor. Araştrımayı yürüten Jose Fuentes (Virginia Üniversitesi) 1800'lerde 1000-1200 metreye kadar mesefalerde tanınabilir olarak kalan koku moleküllerin günümüzün çevresel koşullarında 200-300 metrede bozunduğunu saptamış. Bu nedenle arılar ve diğer böcekler, çiçekleri bulmakta güçlük çekiyorlar. Bu da arıların besin için gereksinim duydukları çiçek özsularından mahrum kalmaları anlamına geliyor. Bu durum sadece arılar için değil çiçekli bitkiler için de önemli bir sorun kaynağı, zira çiçekli bitkilerin de tozlaşmak, dolayısıyla üremek için arılara ve diğer böceklere gereksinimi var.





.. Kuş Gribi İnsandan İnsana Geçiyor mu? ..
Kuş gribi, ilk kez tanısının konulduğu 2003 yılından bu yana 376 insanda görülmüştü. Bu insanlardan tümü kuş gribine yakalanmış kuşlarla yakından temas etmiş kişilerdi. İlk zamanardan beri bilimciler hastalığa neden olan H51N virüsünün insandan insana geçecek biçimde evrimleşmesinden korkuyorlardı. Zira bu tür bir değişim hastalığın dünya çapında çok daha hızlı yayılmasına neden olabilir. Çin'de görülen bir vaka, bu korkuları artırıyor. İngiliz tıp dergisi Lancet'de yayınlanan bir analize göre, hastalığın tarihinde ilk kez, H51N virüsü ve yol açtığı hastalık, hasta kuşlarla teması olmayan bir kişide görüldü. Bu kişiye H51N virüsü, kuş gribinden ölen oğlundan geçmiş olabilir. Baba ve oğulda görülen virüslerin birbirleriyle ilişkili olduğunu düşündürten genetik bulgular da var. Çin'li yetkililer hemen gerçekleşecek bir salgından endişe etmeye gerek olmadığını bildiriyorlar. Bu görüş bilim dünyasında da kabul görüyor. Bununla beraber Lancet'e yazan Dr. Jeremy Farrar, kümes havyanlarını etkileyen periyodik salgınlar sürdüğü sürece, virüsün insandan insana kolayca geçecek biçimde evrimleşmesinin sadece zaman sorunu olacağını belirtiyor.





.. Bizimkini Andıran Bir Gezegen Sistemi ..
İngiliz bilimciler pek çok açıdan Güneş Sistemini andıran bir gezegen sitemi keşfettiler. Dünyadan yaklaşık 5 bin ışıkyılı uzaklıkta bulunan ve OGLE-2006-BLG-109L adı verilen sistemin merkezindeki yıldız bizim güneşimizin yaklaşık yarı kütlesine sahip. Sistemin şu ana kadar bulunan iki gezegeni de kütle oranları, yörünge yarıçapları ve dolanım süreleri bakımından Jüpiter ve Satürn'ü andırıyorlar. Bizim sistemimize daha önce bulunan gezegen sistemlerinden daha çok benzeyen OGLE sistemi yaşanabilir bir gezegen barındırıyor olabilir. Keşfi yapan araştırma ekibinden Martin Dominik, kullandıkları kütleçekimsel mikro mercekleme yöntemi sayesinde giderek daha küçük gezegenlerin de gözlemlenebilir hale geldiğini söylüyor. Dominik, dış gezegen araştırmalarının nihai amacının yaşam barındırabilecek dünya benzeri karasal bir gezegen belirlemek olduğuna işaret ediyor. Dominik, sürekli ilerleyen teknoloji sayesinde bir gün bu hedefe ulaşılacağını düşünüyor.





.. Karanlık Enerjiye Alternatif Kuram mı? ..
Gümüzüde galaksi dinamiğini en iyi açıklayan model, maddenin, elektromanyetik ışıma yapmayan ya da bu tür ışımaları yansıtmayan, bu nedenle de doğrudan gözlenmesine olanak olmayan ve karanlık madde olarak anılan varsayımsal bir haline gönderme yapıyor. Buna göre Karanlık madde evrendeki maddenin çok büyük kısmını oluşturuyor. Buna karşın karanlık madde kuramı, küçük galaksilerin dinamiğini açıklamada kimi sorunlarla karşı karşıya. Bu nedenle İngiliz bilimci Garry Agnus Uyarlanmış Newton Dinamiği (Mond) adını verdiği yeni bir kuram öneriyor. Agnus'un sekiz cüce galaksi üzerinde yaptığı çalışmalara dayandırdığı Mond kuramı, temel olarak Newton yasalarının a0 adı verilen yeni bir evrensel sabit eklenerek değiştirilmesine dayanıyor. a0 sabiti sadece bizim deneyimlediğimiz gibi büyük yerçekimleri için fark edilebilecek bir katkı yapıyor. Buna ek olarak, Agnus'un görüşü çekim yasasının, çekim kuvvetini uzaklığın karesiyle değil kendisiyle ters orantılı hale getirecek biçimde değiştirilmesini de gerektiriyor. Yeni öneriye karşın Karanlık Madde kuramı baskın kuram olma özelliğini sürdürüyor.







.. Dev Teleskobun İkinci Gözü de Açıldı ..
Dünyanın en büyük optik teleskobu Large Binocular Telescope'un, (LBT, Büyük Çiftokülerli Teleskop) 8,4'er metrelik iki aynasının ikisini de kullanılarak elde edilen ilk görüntüler yayınladı. Bu görüntüler bizim gökadamız Samanyolu'ndan 102 milyon ışık yılı uzaklıktaki sarmal bir gökadaya ait. Yaklaşık 20 yıldır yapım halinde olan LBT, bilimcilere evrenin geçmişine daha derin ve daha ayrıntılı bakma olanağı vaat ediyor. LBT'nin 8,4'er metrelik iki aynası, teleskoba 11,8 metrelik bir teleskobun ışık toplama gücünü ve 22,8 metrelik bir teleskobun çözünürlüğü kazandırıyor. Bu çözünürlük dünyanın yörüngesinde dolaşan Hubble Uzay Teleskobu'nun çözünürlüğünün yaklaşık on katı. LBT'nin uzaydaki herhangi bir gökcismini farklı dalga boylarında ışık kullanarak görüntüleme özelliği de var. Bu da görüntülerde yeni oluşan yıldızlarla daha yaşlı, daha soğuk yıldızların ayırd edilebilmesine olanak sağlıyor. Arizona'nın güneydoğusundaki Graham dağında kurulu olan LBT'nin ilk aynası 2005 Ekiminden beri kullanımdaydı. Buna ek olarak, LBT'nin uzaydaki herhangi bir gökcismin farklı dalgaboylarında ışık kullanarak görüntüleme olanağı var.





.. Cep Telefonu ve Risk Alma Davranışı ..
Ohio Devlet Üniversitesi bilimcileri tarafından yürütülen iki ayrı araştırma, cep telefonu taşımanın gençler arasında daha fazla risk alma eğilimine neden olabileceğini gösteriyor. İlk araştırmaya göre, genç erkeklerin yüzde 28'i, genç kadınların ise yüzde 42'si cep telefonları yanlarında olduğunda gece yürüyüşlerinde kendilerini daha güvende hissediyor. Bu güvenlik hissi de cep telefonu taşıyanların taşımayanlara oranla daha riskli seçimler yapabilmesine yol açıyor. Oysa cep telefonu taşımanın güvenlik üzerinde saptanabilir bir etkisi olduğu gösterilmiş değil. İkinci araştırma ise cep telefonu kullanıcılarının yoğun trafiğin aktığı bir yoldan karşı karşıya geçme oranının yüzde 48 ile, cep telefonu kullanmayanların oranına göre (yüzde 25) neredeyse iki kat olduğunu gösteriyor. Yani sadece sürücülerin değil yayaların da cep telefonu taşıması kendileri açısından risk oluşturuyor.





.. Homo Floresiensis Tartışmaları Dinmiyor ..
2003'de Endonezya'nın Flores adasında bulunan ve günümüzden yaklaşık 13 bin yıl öncesine tarihlenen insansı fosilleri antropoloji dünyasında heyecan ve tartışma yaratmıştı. Boyları bir metreyi pek de geçmeyen bu fosillerin modern insandan farklı bir insan türü mü olduğu, yoksa belirli bir genetik hastalıktan dolayı boyutları "cüce" kalan modern insanlar mı olduğu sorusu tartışmaların odağındaydı. Proceedings of the Royal Society dergisinde yayınlanan yeni bir inceleme, Homo floresiensis tartışmalarını yeniden alevlendirdi. Avustarlyalı bilimci Peter Obendorf'un incelemesi, söz konusu fosillerin cüce modern insanlara ait olduğu fikrini yeni bir argümanla savunuyor. Buna göre, bizim türümüzden avcı-toplayıcılar olan bu bireylerin cüceliklerinin gerisinde, doğuşlarından gelen tiroid sorunları yatıyor. Trioit sorununa ise -başka çevresel koşullarla birlikte- diyetlerinin iyot ve selenyum açısından yoksul olması yol açıyor. Ancak pek çok bilimci Obendorf'un görüşünü ciddi bir çalışmaya dayanmayan bir spekülasyon olarak niteliyor. Homo floresiensis fosillerini ilk ortaya çıkaran araştırma ekibinden Peter Brown, Obendorf'un orijinal fosilleri hiç incelemediğine dikkat çekiyor.





.. Mısır'daki En Eski Tarım Alanı ..
ABD ve Hollanda'dan iki üniversiteden antropologların çalışmasıyla Mısır'ın şu ana kadar bilinen en eski tarım alanı ortaya çıkarıldı. Başkent Kahire'nin 50 mil güneybatısındaki bir vahada bulunan bu tarım yerleşkesi yaklaşık olarak İsa'dan önce 5200 yılından kalma. Buluntular kalıcı bir tarım ve hayvancılık yerleşimini ortaya koyacak biçimde hayvan kemikleri, kömürleşmiş tohumlar ve çömlekçilik örnekleri içeriyor. Bulunan yerleşimin incelenmesiyle, Eski Mısırlıların tarımı nasıl ve neden geliştirdikleri konusuna daha doyurucu açıklamalar getirilebilir. Tarımın ilk kez günümüzden 10-11 bin yıl önce Mezopotamya'da ortaya çıktığı biliniyor. Ama Mısırlıların tarımı kimden ve nasıl öğrendikleri halen yanıt arayan bir soru. Mısır'da tarımın gelişiminin ve köy yerleşimlerinin incelenmesi, antik çağın bu görkemli uygarlığının tarihindeki önemli bir boşluğu dolduracak.





.. Neandertaller Ne Kadar Hareketli? ..
Yaklaşık 30 bin yıl öncesine kadar varlığını sürdüren neandertal insanı, Homo sapiens'in en yakın kuzenlerinden biri olarak araştırmacıların ilgisini çekmeye devam ediyor. Bu türle ilgili tartışmalı konulardan biri de neandertal insanlarının yaşamları boyunca bölgeler arasında ne kadar hareket ettikleri. Bazı palentologlar neandertallerin ömürleri boyunca kısıtlı bir çevrede, belli bir merkezden çok uzaklaşmadan yaşadığını düşünürken, başka bazıları bu insan türünün özellikle avlanma sırasında uzun yollar kat ettiklerini düşünüyor. Güney Yunanistan'da 2002 yılında bulunan, günümüzden kırk bin yıl önce yaşamış bir neandertal insanına ait diş fosili üzerine yapılan tartışmalar paleontologlar arsası bu tartışmaya yeni bir boyut ekledi. Araştırmayı yürüten Max Planck Evrimsel Antropoloji Enstitüsü paleontologları, belirli bir stronsiyum izotopunun fosil dişteki ve çevredeki oranlarını incelediler. İnceleme söz konusu neandertal insanının, çocukluğunu bulunduğu yerden yaklaşık yirmi kilometre uzak bir bölgede geçirdiğini gösterdi. Tartışmanın bir tarafı bu buluntunun neandertal hareketliliğine ilişkin yeterli kanıt oluşturduğunu söylerken, diğer tarafı yirmi kilometrenin kendi görüşlerini değiştirmeye yeterli bir uzaklık olmadığı görüşünü ileri sürüyor. Tartışma süreceğe benziyor.





.. Avrupa'da Eğitim Bursu ..
TÜBİTAK, 20 bilim adamına Avrupa Komisyonu'nun Ortak Araştırma Merkezi olan Joint Research Centre'ın (JRC) İtalya, İspanya, Belçika, Hollanda ve Almanya'daki enstitülerinde eğitim için burs verecek. 20 Türk araştırmacının bir yıl süre ile eğitim alacağı JRC Enstitüsü için başvurular doğrudan enstitülerdeki iletişim yetkilisine yapılacak. Araştırmacılara maddi destek TÜBİTAK-BİDEB bursları ile sağlanacak. JRC Enstitü Başvuruları için İngilizce olarak hazırlanmış "Niyet mektubu" ve "CV" gerekiyor. JRC Enstitülerine ve TÜBİTAK'a eş zamanlı yapılacak başvurular 29 Şubat 2008 tarihine kadar yapılabilecek. Sonuçlar ise 31 Mayıs'ta açıklanacak.

TÜBİTAK burslarıyla JRC enstitülerinde araştırma yapma imkanı ile ilgili detaylı bilgiye http://www.fp7.org.tr adresinden ulaşılabilecek.





.. Üç Kişinin DNA'sıyla Oluşturulan Embriyo ..
Britanyalı bilimciler iki kadın ve bir erkeğin DNA'sını içeren insan embriyoları üretmeyi başardılar. Burada kullanılan yöntemin epilepsi, şeker hastalığı ve kalp yetmezliği gibi sorunları engellemekte kullanılabileceği belirtiliyor. Söz konusu yöntem, kadın yumurtalarında çekirdeğin dışında bulunan mitokodrial genlerin embriyolara geçmesini önlemeyi esas alıyor. Şu ana kadar bu yöntemle on kadar embriyo üretildi. Embriyoların beş gün yaşamasına izin verildi. Japonya'da farelerle yapılan benzer bir çalışmada ise benzer biçimde oluşturulan fare embriyolardan sağlıklı fareler doğmuştu.





.. İnsandan Şempanzeye Geçen Virüsler ..
Doğada yaşayan şempanze popülasyonları, yaşam alanlarının yok olması ve avlanma gibi nedenlerle uzun süredir yok olma tehdidiyle karşı karşıya. Şempanzelerin soylarının tükenmesini engellemek için yapılan çalışmalar, araştırma yapan bilimcilerin ve çevreci turistlerin şempanzelerle etkileşim halinde olmasına yol açıyor. Bu çalışmalar soyun tükenmesi tehlikesini ortadan kaldırmak için yarar sağlasalar da beraberlerinde şempanzeler için ek bir risk de getiriyorlar: İnsanları etkileyen kimi virüslerin, şempazelerde -bazen ölümcül de olabilen- hastalıklara yol açması. Almanya'nın Max Planck Evrimsel Antropoloji Enstitüsü'nden bilimciler, Fildişi Sahili'nde yaptıkları araştırmada, insanların solunum sistemini etkileyen HRSV ve HMPV virüslerinin doğadaki şempanzelere de geçtiğini gösterdiler. Current Biology dergisinde yayınlanan bu çalışma ile, insanlardan doğadaki şempanzelere virüs geçişi olduğu ilk kez kesin olarak gösterilmiş oldu. İnsandan şempanzeye kimi bakteri ve parazitlerin geçebildiği ise daha önceki çalışmalarla belirlenenmişti.



.. Botoks Ölümlere Yol Açıyor Olabilir! ..
Ne de olsa kasların geçici olarak felce uğratılmasıyla işlediği, yüze zehir enjekte edilmesine dayandığı için pek çok kişi, botoksun en başından beri pek de iyi bir fikir olmadığını düşünüyordu. Artık botoksun savunucularının söylediği kadar zararsız olmadığının kesin kanıtları da çok uzak gözükmüyor. Hatta botoks -çok sık rastlanmasa da- ölümcül sonuçlara bile yol açıyor olabilir. ABD'nin ilaçlar konusundaki resmi izin kuruluşu FDA, botoks kullanımıyla ilişkili görünen 16 ölüm vakası bulunduğunu belirtiyor. Bunun dışında pek çok kas zayıflığı, yutkunma ve nefes alma güçlüğü ve zatüre vakası da rapor edilmiş. Sorunların botulinum zehirinin enjekte edildiği yerden vücudun diğer bölgelerine doğru yayılmasından kaynaklandığı düşünülüyor. Henüz durum kesinlik kazanmış değil, ama söz konusu vakalardan enjekte edilen zehirin sorumlu olduğu ortaya çıkarsa ilaç firmaları güç durumda kalabilir.

Admin
Admin

Mesaj Sayısı : 5192
Kayıt tarihi : 27/01/08

Kullanıcı profilini gör http://zeka.turkforumpro.com

Sayfa başına dön Aşağa gitmek

Sayfa başına dön


 
Bu forumun müsaadesi var:
Bu forumdaki mesajlara cevap veremezsiniz